Ayın Ressamı

                                                                  REMBRANDT

  Rembrandt van Rijn, 15 Temmuz 1605’de Harmen Gerritz adında varlıklı bir değirmencinin altıncı çocuğu olarak Hollanda’nın Leyda Şehri’nde hayata gözlerini açtı. Okuma çağına gelince şehrin, Latince öğrenim yapılan okuluna girdi. Derslerde durmadan resim çizer, öğretmenin, öğrencilerin portrelerini yapardı. Bu yüzden okulda sık sık ceza alırdı. 14 yaşında okuldan alındı, Leyda’lı ressam Jacob İsaaksz van Swanenburch’un atölyesine verildi. Bir süre sonra Amsterdam’a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastmann’ın yanında çalıştı. 1625’te Leyda’ya döndü. Özellikle gravürcülükle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt’a borçludur.

 «Profesör Tulp’un Anatomi Dersi» adlı tablosuyla büyük bir üne kavuştu. Sonu sefalet ve hüzünle bitecek şatafatlı, gösterişli bir hayat dönemi başladı. Sanatını anlamayan, ama müşteri olmak için sıraya giren yeni zenginlerin tablo siparişleri, kısa zamanda Rembrandt’a büyük servet sağladı. İtalya, Fransa, İspanya’daki ressamlar kral, kont, dük gibi bir koruyucuya bağlı olarak çalıştığı halde Rembrandt, modaya uymayı kibarlık gereği sanan tüccar ve toprak sahiplerinin cömert siparişleriyle zengin ve çok israflı bir hayat sürüyordu.

«Samson’un Kör Edilmesi» ve «Susanna Banyoda» adlı tablolarında, karısı Saskia’yı model olarak kullanmış; aynı çehreye, birinde vahşet ve ihtiras diğerinde safiyet ve masumiyet ifadelerini vermişti. İnsan ruhunun değişikliklerine, iç ifadeye değer veren Rembrandt’ın, bu iki tablosunu birbiriyle karşılaştırmak, büyük sanatçıyı anlamak için şarttır.

Ressamın müşterileri azalmış, yaptığı şaheserler anlayışsızlık ve cehaletin kurbanı olmuştu. Modaya uyarak ve gösteriş için portrelerini yaptıran zenginler artık semtine uğramıyorlardı. Genç Hendrickje, 40-45 yaşlarında sanatçıya ilham veriyordu. «Davut’un Karısı Batşaba» ile «Yıkanan Kadın» adlı tablolarının modeli bu kızdır. Hendrickje, hem 1641’de doğan oğlunun bakıcısı, hem modeli, hem de ilham perisiydi. Sevgilisini «Hendrickje Stoffels Flore Kılığında» adlı tablosuyla ölmezliğe eriştirdi. Bu arada yaptığı her işten zarar ediyordu. Oğlunun üzerine yaptığı ev hariç, her şeyi satılmış üzerinde yatacağı bir şiltesi bile kalmamıştı.

1662’de «Amsterdam Manifaturacılar Sendikası Yönetim Kurulu» üyelerinin toplu halde resimlerini yapması istendi. «Sendika Üyeleri» adlı grup portresi böyle doğdu.

Rembrandt, Daha 63 yaşına gelmeden sevdiklerinin hepsi ölüp gitmişti. Hayatının son yılında ihtiyarlık portresini yaptı. 1669 yılının yağmurlu, karanlık bir gününde ekmek, şarap ve peynirden oluşan akşam yemeğinden sonra bir süre bu resmini seyretti. Gözleri yaşlandı. Elindeki mumu söndürdü. Yatağına yatarak uyudu. Bu uykudan bir daha uyanmadı. Takvimler 4 Ekim 1669 tarihim gösteriyordu. 8 Ekim günü basit bir cenaze töreniyle toprağa verildi.

Koca Rembrandt ustadan geriye birkaç tablo, birkaç değersiz eşya, eski giysiler ve resim malzemelerinden başka bir şey kalmamıştı. Öldüğü günlerde, ona, sanatının modası geçmiş bir ihtiyar gözüyle bakılıyordu. 18’inci yüzyıl boyunca ve 19’uncu yüzyılın ilk yarısında da bu küçümseme ve unutulma sürüp gitti. Değeri hiç anlaşılmamış, sanatındaki büyüklüğün farkına bile varılmamıştı. Hatta ressam diye kabul edilmemiş, toptan inkar edilmişti. Fakat Hollanda müzelerinden başka Paris, Viyana, Dresden, Münih, Londra, Berlin ve Leningrad müzelerinde bulunan yapıtları, yeni bilgilerin ışığında incelenmeye başlandıktan sonra, özellikle 19’uncu yüzyıl sonlarında, büyüklüğü ve sanat dehası anlaşılıp kabul edildi.

Rembrandt, ton ve nüans üzerinde en büyük virtüözdur. Kendisinden sonra gelen Goya, Daumier, Munch, Soutine ve Rouault gibi ünlü ressamlara büyük etkisi olmuştur. «Işık-gölge» tekniğini ilk ve en mükemmel kullanan ressam olduğu gibi kırmızıya ve bu rengin tonlarına, sanat tarihinde gerçek değerini veren ilk ustadır. Rembrandt, portrecilikte devrim yapmış, ruh hallerinin insan çehresi yoluyla anlatımında, o zamana kadar ulaşılmamış bir başarı göstermiştir. Çevresinde yaşayan tipleri mitoloji kahramanları, tarihsel kişiler olarak resmetmekle de, kendi döneminin, en gerçekçi ressamı olduğunu göstermiştir