Ayın Ressamı

Albrecht Dürer (1471-1528)

Zamanının 600 yıl ilerisinde yaşayan Albrecht Dürer, beni ressamlar arasında en çok şaşırtanlardan biri. 21. yy’da yaşasaydı, hala ilginç bir sanatçı kabul edilirdi. Michelangelo Sistine Şapel’i, Leonardo Mona Lisa’yı boyarken, o hiç görmediği bir gergedanın tavsirlerden yola çıkarak gravürünü yapmıştı.

Alman ressam Dürer, henüz 13 yaşındayken oto portresini yaptı. Babası böylece resme olan ilgisini fark edip onu aile işi kuyumculukta tutmak yerine, bir ressamın yanına çırak verdi. Dürer bugün dini içerikli resimleriyle Rönesans akımından sayılsa da, gravürleri, ahşap baskıları ve özellikle suluboya ve karakaleme olan ilgisiyle ünlü. Hatta gergedan ve tavşan resimleri bile, Meryem resimlerinden daha popüler. Beline kadar uzun dalgalı saçları ve güçlü çizimleriyle, 90’larda otobüslerde gördüğüm, walkmanle metal müzik dinlerken defterine korkunç figürler karalayan o tuhaf gençlere benziyor. Hâlbuki Dürer için o muhteşem saçları, oto portrelerinde kendini İsa’ya benzetmesini sağlayacak bir araçtı sadece.

Dürer, sanatından para kazanmak, daha çok resim yapmak istedi. Bunun için farkı baskı teknikleri deneyip, fiyatı düşürdü ve bu uğurda Avrupa’da şehir şehir gezerek resimlerini pazarlamaktan çekinmedi. Başardı da, Dürer’in resimleri sadece kiliselerde ve asillerin evinde değil, orta sınıftan resmi seven insanların duvarlarını da süsledi. Hal böyle olunca taklit edildi. Mavi Kuzgunun Kanadı resminin hemen altında göreceğiniz, adının baş harfleri olan A ve D’yi logo olarak kullandı. Tarihte ilk ticari marka diyebiliriz. Ama bu logo da kolayca taklit ediliyordu. 1512’’de Roma imparatoru I.Maximillian yeteneğini fark edip onu koruması altına aldı. Bu ilişkiden faydalanan Dürer, imparatorun emri ile resimlerine imtiyaz hakkı aldı, yani ilk telif. Anlayacağınız, Dürer resim yapmaktan kafasını kaldırıp bir kitap yazmaya koyulsaydı, muhtemelen pazarlamanın 4P’sini Philip Kotler’dan önce ortaya atacaktı.

Dürer, muhtemelen çok seyahat etmesinin bir sonucu olarak hastalandı ve 57 yaşında doğduğu şehir Nürnberg’de vefat etti. Ölümünden sonra Dürer, daha da kıymete bindi. Hatta Naziler onu en saf Alman ressam ilan edip, bağırlarına bastılar, dergilerinde yayınladılar, hâlbuki Dürer’in babası Macaristan doğumluydu, ne hoş…